ERDEK MÜFTÜLÜĞÜ


HZ. PEYGAMBER´İN TEFSİRDEKİ YERİ


Hz. Peygamber, Kur´ân´ın kendisine vahyedilmesi ve doğrudan muhatabı olması hasebiyle, deyim yerindeyse Kur´ân ile ete kemiğe bürünmüş vaziyetteydi. Bu sebeple Kur´ân´ı en iyi anlayan ve tatbik eden Hz. Peygamber ve sahabe neslidir. Hâl böyle olunca, Hz. Peygamber´in ayetleri yorumlama metodu ve O´ndan bize gelen tefsir malzemesi büyük önem taşımaktadır. Her şeyden önce, bir meselenin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir: Hz. Peygamber Kur´ân´ın tamamını mı yoksa bir kısmını mı açıklamıştır? Bu konuda değişik görüşler ortaya konulmuştur. Meselâ Gazzâlî (ö. 505/1111), Suyûtî (ö. 911/1505) gibi âlimlere göre Hz. Peygamber ihtiyaç halinde Kur´ân´ı tefsir etmiştir. Buna karşılık, selefi inancı sistematik bir platforma yerleştirmekle bilinen İbn Teymiyye (ö. 728/1328) gibi âlimlere göre ise, Hz. Peygamber Kur´ân´ın tamamını tefsir etmiştir. Ortaya konulan bu iddialar içerisinde en makul olanı Hz. Peygamber´in Kur´ân´ın cüzî bir kısmını tefsir ettiğine dair görüştür. Çünkü sahabe, büyük ölçüde Kur´ân ayetlerini anlıyordu ve tefsire ihtiyaçları ancak bu kadardı. Yirmi üç sene boyunca hayatlarının çoğu kısmına müdahale eden Kur´ân´ı anlamak için fazladan bir karineye ihtiyaçları yoktu. Bu durum Hz. Peygamber´in, daha fazlasına ihtiyaç duyulmadığı için Kur´ân´ın çok küçük bir bölümünü tefsir etmiş olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Şurası bir gerçek ki Hz. Peygamber kendisine vahyedilen ayetleri muhtelif malzemelere yazdırarak ayetleri kayıt altına aldırıyordu. İlk etapta Hz. Peygamber´e ait tefsir bilgilerinin yazılmayıp, sözlü yolla aktarılma sebebinin, Kur´ân´la Hz. Peygamber´in sözlerinin karışma endişesidir. Bu anlamda, ilmî bir disiplin olarak tefsirin tabiin döneminde başladığı rahatlıkla söylenebilir. Başka bir ifadeyle, elimizdeki tefsir rivayetlerinden hareketle tefsir faaliyetlerinin müstakil olarak hicrî birinci asrın son çeyreğinden itibaren başladığını söylemek mümkündür. Tabiin döneminin tefsire olan katkısını şu şekilde özetlemek mümkündür: Daha önce de söz konusu edildiği gibi Hz. Peygamber´den ve sahabeden gelen tefsire dair bilgiler oldukça sınırlıdır. Tam bu noktada tabiin döneminin önemi devreye girmektedir. Çünkü bu nesil sahabelerin öğrencisi konumunda olan kişilerdi. Üstelik vahiy sürecinin hemen ardından yaşamışlardı. Bu bakımdan Hz. Peygamber ve sahabeye ait tefsir malumatını elde edebilmenin tek yolu tabiin dönemi rivayetlerinden geçmektedir. Bu parantezi burada kapatıp Hz. Peygamber´in tefsire dair birkaç beyanına geçilebiliriz. Sahabeler çok nadir de olsa bazı ayetlerde geçen kavramları anlamakta zorluk çektiklerinde Hz. Peygamber´e baş vurarak anlamadıkları kavramı soruyorlardı. Mesela, En´âm 6/82. ayetteki ?İman edip de imanlarına zulüm karıştırmayanlar? hitabı nâzil olunca, bu durum sahabelere ağır geldi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: ?Zannettiğiniz gibi değil, buradaki zulüm, Lokman´ın oğluna bahsettiği zulüm olup o da şirktir.? cevabını vermiştir. Diğer bir örnek, Yûsuf 12/18. ayetinde yer alan Hz. Ya´kûb´un sözü ashab tarafından iyi anlaşılmamıştı. Ayette belirtildiğine göre Hz. Ya´kûb, çok sevdiği oğlu Yûsuf´un yokluğu karşısında Allah´tan güzel bir sabır (sabr-ı cemîl) niyaz etmişti. Sahabeler, ?sabr-ı cemîl? ifadesiyle ilgili olarak Hz. Peygamber´den daha fazla açıklama yapmasını isteyince, Hz. Peygamber: ?şikâyet etmeyen sabır? şeklinde tefsir etmiştir. Hz. Peygamber´in tefsir amaçlı beyanlarına verilebilecek diğer bir örnek, Hz. Peygamber´in Medine´de vahiy kâtipliğini yapan Ubeyy b. Ka´b´ın, Hz. Peygamber´e Yûnus 10/26. ayetteki ?İyilik yapanlara iyiliğin daha fazlası vardır. Onlar cennet ehlidir? ifadesindeki ?iyilik edenleri? sorması üzerine, Hz. Peygamber, ?Allah ile birlikte başka bir tanrıyı yüceltip tapmayanlar? şeklinde cevap vermesi O´nun tefsir beyanlarına dair verilebilecek örneklerdendir. Son olarak, Hz. Peygamber Tevbe 9/31. ayetteki ?Allah´ı bırakarak hahamlarını ve papazlarını rabler edindiler? ayeti hakkında, ?Buradaki rab edinmek, Yahudi ve Hıristiyanların kendi din bilginlerinin helal kıldığı şeyi helal, haram kıldıklarını da haram kılmaktır? şeklinde bir beyanda bulunduğu rivayet edilmiştir.
RAMAZAN SÖZLÜĞÜ ?KAZA?
Vakti içinde yerine getirilmeyen bir ibadetin, daha sonra ifa edilmesi anlamında fıkıh terimi. Sözlükte ?bir şeyi sona erdirmek? mânasına ve bunun açılımı mahiyetinde ?hüküm vermek, ihtiyacı gidermek, borcu ödemek, bildirmek, tamamlamak, ilişiği kesmek, öldürmek? gibi anlamlara gelen kazâ kelimesi, ibadetler alanında vakit içinde ifa edilmesi gereken ibadetlerin vakit çıktıktan sonra yerine getirilmesini ifade eder.
YÜCE ALLAH BUYURUYOR Kİ:
?Onlar Kur´an´ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?? Muhammed,24
HZ.PEYGAMBER BUYURUYOR Kİ:
"Şu üç duâ vardır ki, hiç şüphe yok kabul edilir: Mazlumun duası, misafirin duası, babanın çocuklarına dûâsı."
CEVABI NE?
Farklı ayarda altını bulunan kimse zekâtını nasıl hesaplar?
Zekât nisabının oluşması açısından altındaki ayar farkı önemli değildir. Çünkü hangi ayarda olursa olsun, sonuç itibariyle altın hükmündedir. Buna göre farklı ayarda da olsa sahip olunan bütün altın çeşitlerinin toplam ağırlıkları 80.18 grama ulaştığında, diğer şartları da taşıması hâlinde zekâta tâbidir. Ancak bu durumda farklı ayarlardaki altınların zekâtı, ayrı ayrı değerleri üzerinden hesaplanarak kırkta bir (% 2,5) oranında verilir (Kâsânî, Bedâî´, II, 20).
NASIL DUA EDELİM?
?Allah´ım günahlarımı bağışla, işlerimde kolaylık ihsan eyle, evime genişlik ver, rızkımı bereketlendir.?



  • Pazartesi 15.3 ° / 9.8 ° bulutlu bulutlar
  • Salı 18.4 ° / 8.6 ° Dağınık bulutlar
  • Çarşamba 18.9 ° / 7.8 ° Bulutlar

Balıkesir

18.10.2021

  • İMSAK
  • GÜNEŞ
  • ÖĞLE
  • İKİNDİ
  • AKŞAM
  • YATSI
  • BIST 100

    1.410%0,00
  • DOLAR

    9,2669% 0,06
  • EURO

    10,7339% -0,12
  • GRAM ALTIN

    526,08% -0,06
  • Ç. ALTIN

    868,032% -0,06