ERDEK MÜFTÜLÜĞÜ


KEYFÎ KUR´ÂN YORUMLARINA DAİR


Kur´ân´ın gerçekte ne söylediğini tespit için, nüzul döneminde olup bitenleri bilmek, bunun için öncelikle vahyin tabiî ve tarihî bağlamına tanıklık eden sahabe nesline ait rivayetleri dikkate almak gerekir. Bu demektir ki tefsir öncelikle ve özellikle rivayet-tarih bilgisiyle ilgili bir disiplindir. Bu açıdan bakıldığında Kur´ân kelimelerinin nüzul vasatında ifade ettiği manaların tespit edilmesi otantik Kur´ân yorumunda en temel sıhhat ölçütü olduğu kabul edilebilir. Buna mukabil dinî değer ve kavramların çağdaş aklın gereksinimleri çerçevesinde yorumlanmasıyla tefsirde keyfîlik ve gelişigüzellik baş göstermiştir. Söz konusu bu keyfîliğin çıkış noktaları arasında ayetleri rasyonalist paradigmayla örtüştürme çabaları veya Kur´ânî kavramları Batı modernizmin ölçütleriyle test edilmesi şeklinde karşılık bulur. Bu tür yorum faaliyetinin en çarpıcı örneklerinden birini Müddessir 74/26. ayette cehennem veya cehennemdeki korkunç ateş anlamında kullanılan ?Sekar? kelimesine ilişkin getirilen izahattır. Bahse konu olan açıklama şu şekildedir: ?Kur´ân´ı rasgele insan sözü sayan inatçıların gerçeği görmeleri için itildikleri Sekar, bilgisayardır. Bu bilgisayar elektrik enerjisi ile çalışır.? Açıkça anlaşılacağı üzere, anlam itibariyle tahrifat olarak nitelendirilebilecek bu yorumun, ayetin nazil olduğu dönemde kime ne söylediği, nüzul döneminde bu kavramdan ne anlaşıldığının hiçbir önemi yoktur. Halbuki Ragıb el-İsfehânî, Araplar´ın Sekar kavramını güneşin, cildin tenini rengini değiştirerek onu kavurması ya da yakması, onu siyahlaştırması anlamında kullandıklarını söylemiştir. en-Nuket ve´l-Uyûn adlı tefsirin sahibi Maverdî (ö. 450/1058) güneşin sıcaklığının insanın beynine kadar işlemesine Araplar´ın ?sakarathu´ş-şemsu? şeklinde bir deyim kullandıklarını rivayet etmiştir. İbn Manzûr (ö. 711/1311) Sekar´ın ahirette ateşi tanımlayan Arapça olmayan bir kelime olduğu şeklinde bir bilgi aktarmıştır. Kur´ân´ı Arap dilinin üslup, imkân ve sınırlarına göre açıklayan Ferrâ (ö. 207/822) ve Zeccâc (ö. 311/923) gibi filolog müfessirler Sekar´ın cehennemin özel isimlerinden biri olduğunu söylemişlerdir. Bu bakımdan cehenneme Sekar diye adlandırılmasının sebebi cisimleri ve ruhları eriten bir özelliğe sahip olmasından dolayıdır. Sekar kelimesine semiyotik yani göstergebilimi açısından yaklaşıldığında ise, Kur´ân´da cehennem tasvirlerine yer verilirken ilk muhatapların çevrelerindeki yerel ve tarihsel motiflerin kullanıldığı görülmektedir. Kullanılan bu kavramlar ilk muhatapların bizzat yerinde gördükleri bilinç haritalarında belli bir yer işgal eden olgulardır. Halefullah´ın (ö. 1997) ifade ettiği gibi Arap coğrafyasından ve Arap mantalitesinden aldığı objeler üzerine bina edilen kavramlar üzerinden vahyin nüzulüne şahitlik eden insanlar cehennemden korkutulmuştur. Buradan hareketle Sekar´ın, Kur´ân´ın indiği çevrede bilinen, tanınan bir yer olmasıdır. Müslümanlar tarafından yazılan ilk coğrafya kitabu olan Kitâbu´l-Buldân´ın sahibi Ya´kûbî´nin (ö. 292/905) bildirdiğine göre Sekar, Mekke´de bir dağdır ve o dağda patikalar vardır. ?Hacûn patikası ve Dâru Mâlillah? patikası bunlardan bazılarıdır. Bu mülahazalar çerçevesinde Kur´ân´ın nâzil olduğu dönemdeki hitaba konu olan karinelerden biri olan Sekar ile bölge içindeki durumundan kaynaklanan konumu gereği o dönem insanının içerisinde bulundukları verili ortama atıfta bulunulduğu söylenebilir. Buradan hareketle mesajın karakteri ve çevrenin durumuyla uygunluk arz ettiğinden Sekar kavramı ile nüzûl dönemi Arabı´nın muhayyilesinde çağrıştırdığı negatif algıya yer verilmiş olabilir. Çünkü rivayetlerden bize yansıyana göre Sekar, mevki olarak dağların arasında kalan son derece sıcak bir vadi olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla dönem Arabı´nın Sekar´a yüklediği anlamı Kur´ân´ın da onu bünyesine alarak amacını gerçekleştirmek için kullandığı ileri sürülebilir. Netice itibariyle Kur´ân, söz konusu bu kavramda da olduğu gibi Mekke´nin coğrafi ve yer şekilleri yapısında öne çıkan materyalleri hesaba katarak konuştuğundan bahsetmek mümkündür. Bu değerlendirmeler ışığında Kur´ân´ın kavram ve kelimelerini içinde doğduğu toplumun kültüründen soyutlamak mümkün değildir. Olgudan kopuk bir şekilde yapılan Kur´ân yorumları tamamen öznellik içerir ve söz konusu bu yorum faaliyetlerinde en temel vurgu çağdaş dönemin ölçülerine uygun şekilde yapılmasıdır.
RAMAZAN SÖZLÜĞÜ ?FİTRE?
Ramazan ayının sonunda gücü yeten müslümanın ödemekle yükümlü olduğu sadaka. Sözlükte ?yaratmak, icat etmek; kesmek, yarmak, ikiye ayırmak? mânalarına gelen fatr kökünden türeyen fıtr kelimesi oruca son vermeyi, orucu açmayı (iftar) ifade eder. Bundan dolayı ramazan bayramına îdü´l-fıtr denildiği gibi ramazan ayını yaşamanın, onun mükâfat ve bereketinden faydalanmanın bir şükran belirtisi olarak verilen sadakaya da sadakatü´l-fıtr (sadaka-i fıtr) veya zekâtü´l-fıtr denilir. Bu tamlama kısaltılmış olarak fıtra ve Türkçe´de fitre şeklinde kullanılmaktadır.
YÜCE ALLAH BUYURUYOR Kİ:
?İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için makam olarak Firdevs cennetleri vardır. Orada ebedî kalacaklardır. Oradan hiç ayrılmak istemezler.? Kehf,107-108
HZ.PEYGAMBER BUYURUYOR Kİ:
?Allah´a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol.?
CEVABI NE?
Bebek için fitre vermek gerekir mi?
Fıtır sadakasının dinen gerekmesinin (vücub) sebebi, ilgili hadislere dayanılarak ?sağ olma? (sağ olarak Ramazan bayramına kavuşmuş olma) şeklinde belirlenmiştir. Bu itibarla Ramazan bayramından önce doğan bebekler için fitre vermek gerekir.
NASIL DUA EDELİM?
"Allahım! Kulun ve elçin Hz. Muhammed´in senden istediği bütün hayırlardan ben de istiyorum. Kulun ve elçin Hz. Muhammed´in sana sığındığı bütün şerlerden ben de sana sığınıyorum."



  • Pazartesi 15.3 ° / 9.8 ° bulutlu bulutlar
  • Salı 18.4 ° / 8.6 ° Dağınık bulutlar
  • Çarşamba 18.9 ° / 7.8 ° Bulutlar

Balıkesir

18.10.2021

  • İMSAK
  • GÜNEŞ
  • ÖĞLE
  • İKİNDİ
  • AKŞAM
  • YATSI
  • BIST 100

    1.410%0,00
  • DOLAR

    9,2803% 0,21
  • EURO

    10,7509% 0,04
  • GRAM ALTIN

    526,28% -0,02
  • Ç. ALTIN

    868,362% -0,02