ERDEK MÜFTÜLÜĞÜ


KUR´ÂN´DA DİKKAT ÇEKEN BAZI KAVRAMLAR


Erken dönem Mekkî surelerde bazı kavramların çok özel bir yeri vardır. Gel gelelim bu kavramların literal anlamları baz alınarak söz konusu kelimeler anakronistik yoruma maruz kalmıştır. Bu kavramlar ?hasene? ve ?seyyie?dir. Hasene kelimesi lügatlerde ?iyi-güzel olmak? anlamlarına gelir. Bu kelime nüzul döneminden önce iyi fiilleri, özlenen, elde edilmek istenen iyi durumları ifade etmek için kullanılırdı. Buna mukabil ?seyyie? kelimesi de vahyin nüzulünden önce ?kötülük etmek, kötü ve çirkin olmak? anlamlarında kullanılırdı. Hz. Peygamber´e vahiy inmeye başlayınca bahse konu olan kelimeler semantik bir evrim geçirerek bambaşka bir anlam boyutu kazandı. Bu süreçte ?hasene? ve ?seyyie? kelimeleri kazandıkları yeni semantik anlam ile özellikle Mekkî surelerde oldukça geniş bir kullanım alanına sahip oldu. Söz konusu bu iki kelimenin Mekkî surelerde ön plana çıkan anlamı tevhit ve şirktir. En´âm 6/160. ayette geçen ?Kim bir iyilikle gelirse, o kişiye bu iyiliğin çok daha fazlası verilir.? ifadesindeki ?iyilik? kavramını, bugün elde mevcut ilk Kur´ân tefsiri olarak tedvin edilen Mukâtil b. Süleyman´ın (ö. 150/767) tefsirinde ?kelime-i tevhid? olarak izah edilmiştir. Bununla birlikte, Mukâtil b. Süleyman, Neml 27/90. ayette ?Kim bir kötülükle gelirse? ifadesindeki ?kötülük? kelimesini de ?şirk? olarak açıklamıştır. Mukâtil b. Süleyman´ın ?hasene? ve ?seyyie? kelimelerine getirdiği bu izahlar Hz. Peygamber´in açıklamaları ve dönemin inanç dokusuyla da örtüşür mahiyettedir. Hâli hazırda elimizde bulunan tam bir rivayet tefsirine örnek olarak verilebilecek İbn Ebî Hâtim´in (ö. 327/938) İbn Abbâs´a atfettiği bir görüşe göre, Rahmân 55/60. ayette ?İyiliğin karşılığı iyilik değil midir?? ayetindeki ?iyilik? kelimelerini, İbn Abbâs´ın hem tevhit inancına hem de cennete karşılık geldiğini söylediği rivayet edilmiştir. Bu takdirde anlam şöyle olmalıdır: ?Tevhit inancının karşılığı cennet değil midir?? Meseleye bu yönüyle bakıldığında, Hz. Peygamber ve sahabe neslinin temel dinamikleriyle paralellik arz eden bu izahlara rağmen, mevcut meallerde bu ayetler yeni anlam boyutları kazanarak, değerden yalıtık bir şekilde ?iyilik? ve ?kötülük? olarak anlaşılmıştır. Halbuki Kur´ân´daki kelime ve kavramların nüzul dönemindeki güncel anlamlarını tespit etmek, ayetlerin nesnel bir şekilde anlaşılmasında büyük bir rol oynamaktadır. Öte yandan, erken dönem Mekkî surelerde en fazla boy gösteren kelimelerden bir diğeri de ?takva? kavramıdır. ?Takvâ?, vekâ kökünden olup ?zarar ve ezâ verecek şeylerden bir şeyi korumak? anlamına gelir. İbn Fâris (ö. 395/1004) takva kelimesini, ?bir şeyi bir şeyden def etmek, savmak? olarak açıklamıştır. Ragıb el-İsfehânî takva kelimesini, ?kendisinden korkulan şey anlamına? geldiğini söyleyerek hakiki anlamın bu olduğunu söylemiştir. Mukâtil b. Süleyman´ın, birden fazla anlama gelen yüz seksen beş kelimenin Kur´ân´da hangi anlama geldiğini izah ettiği el-Vücûh ve´n-nezâ´ir adlı eserinde takva kelimesini vahyin tabiî ve tarihî bağlamını göz önünde bulundurmak suretiyle, takvanın sıradan bir korku olmadığını, bu sebeple takvanın birçok ayette Allah´ın huzurunda huşû duyan anlamında kullanıldığını söylemiş ve takvanın Allah ile birlikte başka bir tanrısal güce tapmama yani tevhit anlamında kullanıldığına dikkat çekmiştir. Ayrıca Hz. Peygamber´in bu kelimeyi isyanın zıttı olarak kullandığı da rivayet edilmiştir. Esasen takva kelimesi Câhiliyye Arapları tarafından kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkmaktadır. Onlar bu kelimeyi çöl şartlarında insan olsun hayvan olsun dış etkilere karşı kendilerini savunma hareketini ifade eden bir kavram olarak kullanırlardı. Kur´ân´ın indirilmeye başlanmasıyla takva kelimesiyle ilgili semantik bir dönüşüm başlamış ve Kur´ân söz konusu kavramı kendi bünyesine çekerek dini-ahlakî bir alanda kullanmaya başlamıştır. İlk nazarda Mekkî surelerin en temel karakteristiği tevhit-şirk mücadelesi çerçevesinde cereyan ettiğinden, takva kelimesinin geçirdiği semantik evrimine kayıtsız kalınarak ?Allah´tan korkmak? şeklinde anlamlandırmak vakıaya pek tetabuk etmemektedir. Bu husus dikkate alındığında, hüküm üzerinde etkili ortam gereği özellikle erken dönem Mekkî surelerde takva kelimesinin Allah´a şirk koşulmaması gereken bir kavram olarak kullanıldığı rahatlıkla söylenebilir. Bu itibarla, bir değerlendirmeye göre, tefsirde en temel sıhhat ölçütü Kur´ân´ın bir antropolog gibi okunmasıdır. Antropolog farklı bir toplumu, onun inancını, ahlâkını, kültürünü, sanatını, kelimelerini kendi kültürünün kavram ve kuramlarıyla
açıklamaz, felsefî kavramlara indirgemez, olabildiğine o toplumdan biri olarak ve o toplumdan birinin gözüyle açıklamaya çalışır.
YÜCE ALLAH BUYURUYOR Kİ:
?(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab´ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah´ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.? Ankebut,45
HZ.PEYGAMBER BUYURUYOR Kİ:
?Burnu yere sürtünsün! Burnu yere sürtünsün! Burnu yere sürtünsün!? dedi. ?Kimin ya Rasûlallah?? diye kendisine sorulunca da şöyle buyurdu: ?Anne babasından birisinin ya da her ikisinin ihtiyarlığında yanlarında bulunup da cennete giremeyenin!?
NASIL DUA EDELİM?
??Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz." A´raf, 23



  • Pazartesi 15.3 ° / 9.8 ° bulutlu bulutlar
  • Salı 18.4 ° / 8.6 ° Dağınık bulutlar
  • Çarşamba 18.9 ° / 7.8 ° Bulutlar

Balıkesir

18.10.2021

  • İMSAK
  • GÜNEŞ
  • ÖĞLE
  • İKİNDİ
  • AKŞAM
  • YATSI
  • BIST 100

    1.410%0,00
  • DOLAR

    9,2669% 0,06
  • EURO

    10,7339% -0,12
  • GRAM ALTIN

    526,08% -0,06
  • Ç. ALTIN

    868,032% -0,06