Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi'nin denizkestanesi avcılığına açılmasını eleştirdi. Bu karardan hemen vazgeçilmesini isteyen Sarı, şu açıklamayı yaptı:
"Marmara Denizi'nde, 13 Şubat 2026-15 Nisan 2026 tarihleri arasında denizkestanesi avcılığının serbest bırakılması(BSGM 13.02.2026 tarih ve E-67852565-140.02.01-23404403 sayılı yazısı) yanlıştır ve derhal bu karardan vazgeçilmelidir. Marmara'da denizkestanesi avcılığı küçük ölçekli balıkçıyı değil, denizkestanesini taze ve havyarlı olarak satan birkaç ihracatçıyı ihya edecektir.
Marmara Denizi'nde, 2021 yılında müsilaj felaketi sonrasında, yanlış bir kararla, tam üreme zamanında, yani denizkestanesi yumurtaları olgunlaşmışken, denizkestanesi avcılığı serbest bırakılmıştı. Müsilaj Bilim ve Teknik Kurulu'nun hazırladığı rapor ve kamuoyunda yükselen tepkiler sonrasında, üreme dönemi biterken, yani ihracatçılar gerekli ürünü Marmara'dan topladıktan sonra durdurulmuştu. Anlaşılan aynı lobi yine işbaşında. TKB Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, 13.02.2026 tarihinde, Marmara Denizi'ni, 15 Nisan 2026 tarihine kadar denizkestanesi avcılığına açtı. Tarihe dikkat edilirse, avcılığın tam da denizkestanelerinin havyarının olgunlaştığı döneme denk geldiği görülecektir.
Marmara Denizi kıyılarında aşırı denizkestanesi artışına ilişkin bilimsel bir bulgu yoktur. Tam tersine, 2022 yılında, Müsilaj Bilim ve Teknik Kurulu tarafından hazırlanarak ilgili birimlerle paylaşılan bilimsel raporda kıyısal alanda müsilaj sonrası artış gösteren makro alg artışının kontrolü için denizkestanelerinin hayati önemde olduğu ve avlanmaması gerektiği belirtilmektedir.
Denizkestanesi popülasyonu deniz ekosisteminin bütünsel bir yaklaşımla yönetilip yönetilmediğinin en net göstergelerinden biridir. Eğer ortamda kirlilik varsa algler artarak ortamdaki azot ve fosforu tüketmeye çalışır. Alg artışı, onların üzerinden beslenen denizkestanesi gibi türlerin çoğalmasına neden olur. Denizkestanesinin popülasyonun kontrol eden mırmır, karagöz, çipura gibi türler aşırı avlanıyorsa bu kez denizkestaneleri artış göstererek ortamda baskın olur ve bütün makro algleri tüketerek, kıyısal alanı çöle döndürür. Bu durumda çare, denizkestanesi avcılığını artırmak değil, denizi ekosistem esaslı yönetmektir.
Marmara Denizi'nde neredeyse bütün balık türleri üzerinde aşırı avcılık vardır. Müsilaj ve aşırı avcılık nedeniyle küçük ölçekli balıkçılık can çekişmektedir. Yoğun müsilaj yaşanan 2021-2022 ve 2024-2025 avcılık sezonlarında, Marmara Denizi'ndeki küçük ölçekli balıkçıların av kaybı yüzde 90'ları bulmuştur. Eğer
gerekçe bu kayıpların telafisi ise denizkestanesi avcılığının serbest bırakılması küçük ölçekli balıkçıyı değil, denizkestanesini taze ve havyarlı olarak çoğunlukla Japonya, Fransa gibi ülkelere ihraç eden birkaç kişiyi ihya edecektir.
Balıkçılık yönetimi bir bilim dalıdır. Günübirlik talepler, siyasi baskılar veya çıkarlar düşünülerek alınacak her karar, deniz ekosisteminde geri dönüşü zor sonuçlar doğurur.
Denizkestanesi avcılığını Marmara'da serbest bırakan karar alınırken, yıllardır bu alanda çalışan bilim insanlarına sorulmamış, görüş alınmamıştır. Bilim, araç değil, yol göstericidir. İşinize geldiğinde bilim yokmuş gibi davranmak, ancak günü kurtarmaya yarar.
Deniz, birilerinin deneme-yanılma veya oyun alanı, çıkar gruplarının malı-mülkü değildir. Deniz, insanın da içinde bulunduğu biyosferin kalbidir. Ona uygun, bütünsel olarak yönetilmelidir.
Marmara'da denizkestanesi avcılığının serbest bırakılması yanlıştır ve bu karar derhal geri alınmalıdır. Deniz ekosisteminin sağlıklı işlemesi isteniyorsa çare ekosistem esaslı, bilim temelli balıkçılık yönetimidir. Marmara'nın aşırı avcılığın önlenmesine, endüstriyel balıkçılığın sınırlandırılmasına ve acilen kritik bölgelerde deniz koruma alanları oluşturulmasına ihtiyacı vardır."