Tarih: 07.09.2013 00:00

Babalar ve Oğullar

Facebook Twitter Linked-in

Sevgili babalar, bugünkü yazımı sizin için kaleme alıyorum. Babasınız. Çocuğunuz var. O`nu en iyi yetiştirmekle görevlisiniz.
Ancak bu konuda yeterli donanıma sahip misiniz? Kendinizin yeterli olup olmadığını biliyor musunuz?
Doğrular nedir? Yoksa "Atadan kalma" yöntemlerle mi yetiştiriyorsunuz çocuğunuzu?
Örneğin benim çocukluğumda baba, büyükbabanın yanında çocuğunu öyle kucağına alıp falan sevemez, öpemez, koklayamazdı. Sonra elalem ne derdi(!)
Günümüzde pedagoji (Çocuk Eğitim Bilimi) diye bir bilim var. İlgilenirseniz, kesinlikle çok yararlanacaksınız.
Bu yazımda çocuk yetiştirmenin sevgi boyutunu ele alacağım.
Sevilmek, çocuğun gelişimi için en az gıda kadar gereklidir. Sevildiğini bilen bir çocuk, iyi bakılan bir çiçek gibi serpilip gelişir. Sevilmeyen ise susuz bırakılan çiçek gibi solar.
Çocuk, iki şeye çok önem verir.
Bir: Annem babam beni özlüyor mu?
İki: Annem babam benimle zaman geçirmek istiyor mu?
Şimdi size çocuk eğitimi konusunda farklı iki baba karakteri çiziyorum.
Birincisi: Bilinçli, donanımlı baba.
Böyle bir baba eve geldiğinde, çocuğunun kendisini bekliyor olacağını bilir. Dışarıdan ne kadar yorgun, ne kadar stres yüklü gelirse gelsin, yüzünde kocaman bir gülücük vardır. Kollarını iki yana açar ve "Amanın aman kimi görüyorum? Bu yakışıklı delikanlı da kimmiş. Gel seninle şöyle bir kucaklaşalım. Ne kadar da özlemişim oğlumu" der ve ona sarılır.
Eve girdiklerinde durumunu, gününün nasıl geçtiğini, -gidiyorsa- okulda neler yaptığını, yeterince oynayıp oynamadığını sorar. 
Hafta içinde çocuğuna 5-6 saat zaman ayırır. Bu zaman içinde onunla baş başa oyunlar oynar. Böyle bir ortamda yetişen çocuk, "Babam beni seviyor" bilincine sahip olur. Gelişimini de sağlıklı bir şekilde devam ettirir.
İkincisi: Bilinci gelişmemiş, donanımlı olmayan baba.
Böyle bir baba da eve geldiğinde çocuğunun kendisini bekliyor olacağının farkında bile değildir. Yorgundur. Kaygı ve stres yüklüdür. O, eve dinlenmek için gelmiştir. Çocuğunu görmezlikten gelir. Yüzü asıktır. "Ben yorgunum. Beni yalnız bırak" diye çocuğunu azarlar. 
Çocuk, konuştuğu zaman duymazdan gelir veya "Hı, ha" gibi kestirme anlamsız yanıtlar verir.
Çocuğuna zaman ayırmaz. Bilakis ondan uzak durmaya çalışır. Çünkü çocukla birlikte olduğu zamanları angarya olarak görmektedir.
Böyle bir çocuğun ulaşacağı yargı da "Babam beni sevmiyor" olacaktır. Gelişmesi de tıpkı sulanmayan çiçek gibidir.
Şimdi size, bir babanın, uyumakta olan çocuğuna seslenişini ve adeta günah çıkarışını sunuyorum. Bakalım bu seslenişte siz de kendinizi buluyor musunuz? Buluyorsanız, ne kadar buluyorsunuz?
"Dinle oğlum, bunları sana sen uyurken söylüyorum. Küçücük elini yanağının altına sokmuşsun, nemli alnındaki sarı lülelerin yapış yapış ıslak. Odana bir hırsız gibi süzülerek girdim. Birkaç dakika önce kütüphanede oturmuş gazetemi okurken vicdan azabım nefes kesen bir dalga gibi üstüme geldi. Bir suçlu gibi yatağının başucuna geldim.
Neler mi düşündüm oğlum? Sabah sana kızmıştım. Okula gitmek üzere giyinirken seni azarladım, çünkü yüzünü ıslak havluyla öylesine silivermiştin. Ayakkabılarının kirli olduğunu görünce sana onları temizlettim. Bazı eşyalarını yere attığında sana öfkeyle bağırdım.
Kahvaltı ederken bir sürü kusurunu buldum. Yiyecekleri etrafına saçıyordun, lokmalarını çiğnemeden yutuyordun, ekmeğine çok fazla tereyağı sürmüştün. Sen oyun oynamaya gidiyordun, bense trenime yetişmek zorundaydım. Bana baktın, elini salladın ve "Güle güle babacığım," dedin. Ben ise kaşlarımı çattım ve "Dik dur!" dedim sana.
Akşamüzeri de durum farksızdı. Eve gelirken seni yere çömelmiş arkadaşlarınla bilye oynarken buldum. Çorapların yırtılmıştı. Arkadaşlarının önünde seni küçük düşürdüm ve kolundan tutup eve götürdüm. Bu çoraplar çok pahalıydı ve giymek istiyorsan dikkatli olmalıydın. Düşün oğlum, bunları sana baban söylüyordu!
Hatırlıyor musun? Sonra çalışma odama girdin. Gözlerinde incinmiş bir ifade vardı. Kâğıtlarımın üzerinden sana baktığımda bir an için çıkmaya yeltendin. "Ne istiyorsun?" diye bağırdım sana.
Hiçbir şey söylemeden koşup boynuma sarıldın ve beni öptün. Hem de büyük bir sevgiyle; ilgisizliğin bile azaltamayacağı bir sevgiyle. Sonra koşarak dışarı çıktın.
Kâğıdım elimden düştü. Bana neler oluyordu? Sürekli senin hatalarını buluyordum. Seni böyle ödüllendiriyordum. Seni sevmediğim için değil bu; senden çok şey beklediğim için. Seni kendi çağımın değer yargılarına göre değerlendiriyorum çünkü.
Oysaki senin pek çok güzel özelliğin var. Kalbin öylesine yüce ki! Bu gece gelip beni öpüşün de bunu kanıtlıyor.
Bu gece başka hiçbir şeyin önemi yok oğlum. Karanlıkta yatağının yanında diz çöktüm ve çok utanıyorum.
Bunları sana sen uyanıkken anlatsam da anlamazsın biliyorum. Ama yarın gerçek bir baba olacağım. Seninle oyun oynayacağım. Sen acı çektiğinde acı çekecek, sen güldüğünde güleceğim. Dilimin ucuna kötü şeyler geldiğinde dilimi ısıracağım. Kendi kendime sürekli, "O bir çocuk! O bir çocuk!" diyeceğim.
Ben seni büyük bir adam olarak gördüm. Oysaki sen daha küçük bir çocuksun. Daha dün annenin kolları arasındaydın, başını onun omzuna dayamıştın. Ah, senden çok şey bekledim oğlum, çok şey bekledim."



Orjinal Habere Git
— HABER SONU —