Tarih: 15.01.2015 18:43

Havutça'nın danışmanı Tarkan Olcay:

Facebook Twitter Linked-in

Söyleşi : Önder BALIKÇI
Bugünkü konuğumuz, CHP Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın başarılı danışmanlarından Tarkan Olcay. Deneyimli danışman Olcay’la, yürüttüğü görevin zorluklarını, sorumluluklarını, mutluluklarını sizler için konuştuk.
X X X
* Önce özgeçmişinizden başlayalım?
-1971 yılı Şubat ayının 16’sında, Ankara’da doğdum. Bandırmalı eski tüfeklerden “Sarı Kutluay”ın oğluyum. Doğduğum yıl içinde O’nun mesleği gereği Bandırma’ya dönüş yapmışız. Evimiz, eskinin Soğuksu Caddesi, 2007 yılının 7 Kasımı’na kadar da Uğur Mumcu Caddesi, şimdilerin ise Mehmetçik Caddesi’ndeydi. Yani, benim çocukluk ve gençlik yıllarım Paşabayırı Mahallesi’nde geçti. İlkokulu, yine o zamanlar “ilkokul” olan Evyapan İlkokulu’nda okudum. Değerli öğretmenim Güler Uyanık’ın ellerinde yetiştim. Sonrası, Bandırma Ortaokulu. Ardından Şehit Mehmet Günenç (yıllarca Gönenç diye bilmiştik) Lisesi’ni, 1988 yılında bitirdim. Üniversite yılları başlamadan önce, Bandırma’da tiyatro sevdamızın ateşi ile oyunlar hazırladık. Ama o yıllarda oyun sahnelemek epey güç bir işti. Hele bir de, Anton Çehov gibi Rus yazarların eserleri sahnelemeyi planlıyorsanız ya da Erhan Bener’i hazırlıyorsanız işiniz daha bir güçleşiyordu. Bu güçlükleri aşabilecek çağdaş ve çözümleyici anlayışı benimsemiş bir anahtara ihtiyacımız vardı. Nitekim, o anahtar da 1989 yılında Belediye Başkanı seçilen Sedat Pekel’in elinde bulunuyordu. Hiç şüphesiz O’nun açtığı kapı ile Bandırma, uzun yıllar tiyatro sanatında kendi seyrinde yoluna devam etti. Ben ise 1992 yılına kadar tiyatro sevdası ile geçirdiğim zamanımı 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi yetenek sınavına girerek akademik eğitimle pekiştirmek istemiştim ama değerli sanatçılarımızdan Haşim Hekimoğlu (1980’li yıllara damgasını vuran Kaynanalar dizisinde Timur rolünü canlandırmıştı) ve Özdemir Nutku hoca bu alanda akademik bir eğitim alamayacağımı düşünmüşlerdi. Oyunculukla yollarımı ayırdım.
Lise mezuniyeti sonrası sadece tiyatro karın doyurmadığı için çalışma hayatım da vardı: Tepe gazinosu! Bir okulum da burasıydı. Muhip Okay da öğretmenimiz. “Ne öğretirdi?” diye sorsanız, hayat, derim… Bandırma’nın Tepe Gazinosu, bir “dünya” olarak hepimizin hatırasında yaşamaya devam ediyordur, diye düşünüyorum.
* Daha sonra üniversite yaşamı geldi, herhalde?
-Evet. Aynı yıl Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünü kazanarak İzmir’e yerleştim. Okulun ilk yılı tiyatro deneyimimden yararlanmak isteyen İletişim Fakültesi Tiyatro Topluluğu ile yoğun bir mesai harcayarak geçti. Ertesi yıl ise artık mesleğim ile tanıştım. Gazetecilik! İletişim Fakültesi Ege Ajansı’na haber yazmaya başladım. Haber yazmak öyle kolay bir iş değildi. İncelikleri vardı. Teoride zehir gibi olabilirsiniz ancak bu bilgiyi deneyim ile harmanlamasınız ki gerçek dünyaya girdiğinizde yalpalamayın. İşte tam da burada ilk öğrendiğim gerçek, okuldan alacağımız diploma ile medya dünyasında iş bulamayacağımdı. Okurken çalışmak, çalışırken de okumak gerekirdi. Hem mektepli olacaktınız, hem de mektepli. O tarihlerde İzmir medyası bu çarkın içine girecek “acar muhabirler”i işe başlatıyordu. Bu gazete ve televizyonlarda çalışmak hiç de kolay değildi. Öğrencisin ve bir kendine ait fotoğraf makinen olmak zorunda. Yol ve yemek masrafları bazen karşılanır, bazen ise cebinden ödenir. Aylık ücret derseniz, bu bir hayalden öte bir şey değildir. İşte tam da böyle bir zamanda Mustafa Kirman ile tanıştım. Kirman, Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu yani bizim okulun İletişim Fakültesi olmadığı yıllarda 1988 yılında mezun olmuş, gazeteciliğe 1986 yılında İzmir`de, Güneş gazetesinde başlamış bir ağabeyimdi. 2012’de akciğer kanserine yenilene kadar bana öğrettikleri ile “Ustam” olmuştur. Henüz öğrenciyken Ankara merkezli Siyah Beyaz Gazetesi’nin İzmir Bürosu’nda Kirman ile çalışmaya başladım. Şanslıydım! Çünkü, öğüten ve tüketen bir sektörün içinde korunaklı bir alandı büromuz. İlk imzalı haberim Siyah Beyaz’ın taşra baskısında, 10 Haziran 1995 tarihinde çıktı. Haber, İzmir’de kaçak yapılaşmanın önünü açan bir haber ile ilgiliydi. Taşrada ulusal bir gazetenin bürosunda gazetecilik yapmak her habere koşturmanız anlamına gelir. Ekonomisinden tutun da çevresine, sporundan magazinine her dalda haber yazdım. Ki bu durum büyük bir deneyim kazandırıyor.
Bilirsiniz, gazetelerin ekonomik krizleri, küçülmeye, küçülmelerde bürolarının kapatılmasıyla noktalanır. Siyah Beyaz gazetesi İzmir Bürosu kapanmış ben de soluğu İzmir’de yerel yayın yapan Kanal 1 Televizyonu’nda almıştım. Çok kısa sürede olsa Kanal 1’de çalışmış, ardından 1997 yılının Şubat ayında Ankara’ya Siyah Beyaz’a dönmüştüm. Artık doğduğum şehir Ankara’da kent muhabiri olarak çalışıyordum. Ankara, Türkiye’nin olduğu kadar siyasetin de başkentiydi bu durum beni gazetenin başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı muhabirliğine yönlerdi. Sarı basın kartımı aldım ki, gazeteciliğe başlamış birinin üç yıl gibi bir sürede sarı basın kartı alması, üzerine çok konuşulur bir olaydır. Gazetede editörlük ve haber müdürlüğü yaptım. Gündoğan Yayıncılık tarafından çıkartılan Siyah Beyaz sol eğilimli bir gazeteydi ve sancılı dönemler geçiriyordu. Ve Siyah Beyaz gazetesi 1998 yılının sonunda kapandı ve yerine Günlük Haber Gazetesi geldi. Bu gazetede yazı işleri müdürlüğünü yaptığım dönemde gazete işverenin baskısı ile gazete politikasının ekseni kayıyordu. Benim için doğal sonuç, istifadır. Nitekim Şubat ayında “honorable resignation” Türkçesi “istifa müessesi”ni devreye aldım.
Devamı Yarın




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —