ALAADDİN BABUCÇU

Tarih: 02.03.2026 22:42

DEMOS ve KRATOS’tan DEMO-KIRASİ’ye

Facebook Twitter Linked-in

Latince halk anlamına gelen “demos” ve iktidar anlamındaki “kratos” kelimeleri, yaşamsal özelliği bulunan, halkın kendi kendini yönetme biçimi olan demokrasi ifadesini oluşturur. Canlılık arz eden, hayat belirtisi veren her şey gibi, doğumu ve yayılması sancılar, acılar içinde, çoğu kez kan, duman ve ateşin dekorundaki mekânlarda oldu. Her canlı organizma gibi çoğaldı, dallanıp budaklandı. Doğrudan demokrasi, liberal demokrasi, müzakereci demokrasi, globalleşmenin (küreselleşmenin) donattığı demokrasi gibi çeşitli şekillere büründü.

Özellikle orijinal şekilli nesneleri, sistemleri ve canlı-cansız mekanizmaları kuşatan, zamanla her şeyi eskitip bitiren temel fizik kanunlarından termodinamiğin kuralları gereği, demokrasinin yıpranma, yozlaşma, geriye dönüşüm ve tükenme hikâyesine tanıklık etmek, yazık ki içinde bulunduğumuz zamanda bize nasip oluyor.

Hâkimiyetin sadece millete ait olduğu, başka yerde olamayacağını en net şekilde tanımlayıp uygulayan M. K. Atatürk’ün demokrasisinde; gerçekler ve bilim ile doğruya, iyiye, gelişime (tekâmüle) yöneliş; özgür seçimler ve karar kılma ortamları (referandumlar), muhalefetin varlığı ile milletin belirlediği temel ilkelere (anayasaya), kanunlara, eşitliğe, temel hak ve hürriyetlere, hesap verilebilirliğe duyarlı ve inançlı yöneticiler eliyle kuvvetler ayrımının işlevinde olması hedeflenmişken; geldiğimiz demokrasi, İngiliz dilinde “demonstration” ifadesinden, gösteri, sergi, pazarlama anlamındaki “demo”ya dönüşürken yarattığı girdap, duygu ve inanç sömürüsünü, her türlü şovu, asılsız vaatleri, sahtekârlıkları, dinimizde bile özel bir şekilde lanetlenen riyayı (gösteriş ve iki yüzlülüğü), işin sonucunda sınırsız ahlaksızlık ile havalandırıp kendi ekseninde toplarken, büyüyen şeytani kütlenin kazandığı çekim gücünün körüklediği kibrin ve cüretin cazibesine üşüşüp mevki ve paye kapma derdine düşen birçok suç ve melanet odaklarının televizyonlarda kültür, bilim, sanat, sosyal ve çevre içerikli her türlü konunun önünde yer bulması yetmezmiş gibi, yalpalayan hukuk ve ekonominin adeta drama dönüştürdüğü sosyal ve bireysel yaşamlar ile talan edilen tabiatın hâli bugünkü “demo” tipli demokrasinin hikmetlerinden sadece bazılarıdır.

Elbette dahası var…

Yüksek ihtimalle ilahi destekle kazanılan seçimler sonrası artan milletle maytap geçme yetenekleri, cüretleri ve her ne hikmetse hafifleyen utanma duygularının sonucunda tat kazanan, büyük bölümü için vekâletten efendiliğe dönüşen sıfatların ve makamların bekası için bize öğretilen, hiçbir saçmalığa şaşırmama, dünü unutma, geleceği sorgulamama yeteneğinin yanında, her türlü acının, zorluğun ve kahrın üstesinden gelme formülü olan “mış gibi” yaşam şekli, bu demokrasi mantığının eylediği ihsanlardan belki de en belirgini ve yaygını olsa gerek. Hayatımızın içine dâhil edilen, hiçbir fiziki, bilimsel tedbir ve eyleme gerek duymadan, bir anda bütün kasvetleri ve terslikleri oldukları yerde, daha beynimizin içindeyken buharlaştıracak bu ulvi metot, sihirli başarısını; var olanı yok, yok olanı var “mış” gibi düşünen, sadece insana has olan, gerçekler karşısında kendini kandırma (self-deception) sanatını doğuran “zaaf medeniyeti”nin zokasını severek parlatan ve yutan milyonlara borçludur.

Kalitesiz ve hiçbir felsefi boyuta sığmayan “demo” etiketli bu demokrasinin getirisi; çözüme ait seçenekleri göz ardı etmeyen, olayların iyi taraflarını görmeye çalışan, iyimserliklerine paralel sevgi ve şefkatlerini koruyan Polyanna sevenlerin yaşam ölçütleriyle bile kıyaslanamaz. Örnek mi? Maddi manevi gerçekleri yadsıyıp, görmezden gelen “demo” demokrasine uyum gösterenlerin tavrı bir istismar vakası için: “Bir kereden bir şey olmaz.” şeklinde olurken, “Benim üstün tuttuğum değer budur. Gerisi önemli değildir.” diyen Polyanna sevenlerin tepkisi muhtemelen “Cana geleceğine, mala gelsin.” şeklinde olacaktır.

“Demo” kılıklı demokrasi için son barutumu da bitiş paragrafında kullanarak tamamlamak istiyorum.

Bu yazıda dikkat çekmeye çalıştığım her bakış yönüne doğru niçin canlı, gerçek örnekler vermediğimi (veremediğimi) tahminlerinize bırakıyorum. Bu modele göre en isabetli tahmin, “Sanırım, basın özgürlüğünün tadını çıkarıyordur.” şeklinde olabilir. Kendime en yakın bulduğum ise; bin beş yüzlü yıllarda yaşamış Türk divan şairi Fuzuli’den geldi: “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.” Faziletin, bilimin ve aklın mola verdiği, hurafenin baş tacı olduğu günümüzde, Fuzuli’nin gönül dediği vicdan ile Şeytan arasındaki çatışmanın etkisiz elemanları olarak yaşamaya devam edeceğiz.

Tesiri olması dileğiyle, akıl, bilim ve erdemle esen kalın.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —