Zaman zaman, çok beğenilip ses getiren filmleri izliyorum.
Son olarak, 25 dile çevrilen “İl Postino(Postacı)” filmini izledim.
Film, dünyaca ünlü, Şilili büyük şair Pablo Neruda’nın(1904-1973) “hayali” sürgüne gönderildiği, 1950’lerin İtalya’sında geçiyor.
Antonio Skarmeta’nın kitabından uyarlanıp, İskoçyalı Michael Radford’un yönettiği “Postacı” filmi, benzersiz sinema dili, şiirsellikten de öte şiirle iç içe oluşu, oyuncuların üstün başarısının yanı sıra, final sahnesiyle de sinemaseverlerin belleklerinde unutulmaz bir yer edindi.
1969 yılında, Şili kıyılarındaki küçük “Isla Negrar” kasabasında geçen filmde, Massimo Troise’nin canlandırdığı “Postacı”,nın mektup götürdüğü tek kişi ise kasabada sürgünde olan Neruda’dır. Postacı, hayran olduğu büyük şairle konuşmak ve ona kitabını imzalatmak için çareler arar. Sonunda, aralarında bir dostluk başlar. Postacı Mario ise ilk aşkını yaşadığı Beatriz’e kavuşmak için çırpınmaktadır. Neruda’nın(Philippe Noitret), kendisine “arkadaş” payesini vermesinin ardından, “ona layık olabilmek adına” ilk ve tek şiirini Neruda için yazar.
Neruda, sıradan insanların yaşadığı küçük kasabada “Nobel” ödülü almayı beklerken, devlet başkanlığına aday gösterilir. Ancak devlet başkanlığına Salvador Allende seçilince şair Pablo Neruda, Paris’e büyükelçi olarak atanır.
Genç Postacı Mario, Neruda’dan esinlenerek yazdığı ilk ve tek şiirini bir açık hava toplantısında kürsüye çıkarak, on binlerce kişiye okumak ister. Toplantıya gider, mikrofondan adı anons edilir ama şiirini okuyamaz. Çünkü meydanı basan güvenlik güçleri, partili kalabalığı orantısız şiddet kullanarak dağıtırken, aldığı bir darbeyle yaşama veda eder. “Postacı”nın biricik şiirinin yazılı bulunduğu, kürsüye çıkmak üzereyken elinde sımsıkı tuttuğu kağıt ise artık asker postallarının altındadır.
Şiir, bambaşka bir dünya.
Attila İlhan, “Bazıları şiir sevmez. Çünkü onların yaraları yoktur, yaraladıkları vardır” diyor.
“Postacı”, mutlaka izlenmesi gereken bir film.
Filmde, dünya çapında bir şair olan Pablo Neruda’nın, sıradan, genç bir postacı Mario Neruda’yı içtenlikle dinleyip, onunla dostluk kurması da çok etkileyici. Dinlemeyi bilirsen, bir ağaç kökünün bile bir hikâyesi vardır!
Filmde beni en çok etkileyen cümle ise şu:
“Şiir, onu yazana değil, ihtiyacı olana aittir.”